Her sanat dalı kendisine gösterilen ilgiyle orantılı bir gelişme gösterir. Bu genel hüküm Osmanlı sanatları için de geçerlidir. Marifet iltifata tâbidir sözü bu gerçeğin en kısa ve öz ifadesidir.

Geçmiş zaman penceresinden gülümseyip bizi selâmlayan, birbirinden ilginç sanat eserlerimiz var. Ata yadigârı bu eserlerin pek çoğunun bugün hiç ustası kalmamıştır. Günümüzde müzelerde ve antikacılarda rastlanabilen ve eski zaman kokan bedenleri bana hep yalnızlık hissi duyuran örneklerin pek çoğu, geçmiş tarihimizin artık yeniden yapılması olanaksız– her biri bir başka incelik ve güzellik taşıyan emanetleridir. Tarihsel olduğu kadar sanatsal değer de taşıyan bu eserler, uzun ve büyük bir saltanatın belâgatli ve gururlu tanıklarıdır.

Kuşkusuz hiçbir değer sonsuza dek değerini koruyamaz. Değerliliği zaman içinde aşınmaya uğrar. İlerleme –ancak– bu değerlere çağın gereksinmelerine ve koşullarına uygun yenilikler ve çağcıl değerler katmakla sağlanabilir. Ama, böyle eski değerlerimizi saklamak, korumak, tanıtmak ve gelecek kuşaklara aktarmak bizim insanlık görevimizdir.
Bir ülkenin bireyleri, kendi ulusunun insanlık tarihine ve insanlığın kültür mirasına yaptığı katkıların bilincinde değilse, o ülkenin öteki uluslar nezdinde saygın bir yeri olması çok güçtür. Bu nedenle kültür tarihimizdeki değerleri tanımak, duyurmak ve koruyup gözetmek hepimiz için yerine getirilmesi gereken bir görev ve insanlık adına ödenmesi gereken bir borçtur. Elinizdeki kitap bu borcun –hiç olmazsa– çok küçük bir bölümünü ödeyebilmek amacıyla yazılmıştır.

Bu eserleri gerçekleştiren ustaları Batı ölçütleriyle tanıma olanağından yoksunuz. En ünlü olanları hakkında bile –birkaç tarih ve bir iki anekdot dışında– fazla bir bilgimiz yoktur. Usta-çırak ilişkisi içinde yetişen Osmanlı sanatkârı “ben” demeyi bilmez, kişiliğini ön plana çıkarmayı “benlik davasında bulunmak” sayar. Çırak sözcüğü Farsça çirâğdan gelir. Çirağ “kandil, çıra” anlamı taşımakla birlikte, aynı zamanda “parlayan, yanan şey” demektir. Yani, usta çırak yetiştirmekle –bir anlamda– kendi alevinin sönmemesini, ışığının çırağında yanmaya devam etmesini sağlamaktadır.

Aynı zamanda sabır, feragat ve tahammül öğrenimiyle geçen uzun ve çileli çıraklık sürecinde –işin sırrına vâkıf olarak ustalık mertebesine ulaşmakla birlikte– kişi nefsini de terbiye etmiş ve belirli bir ruh nizâmından geçmiş olur. Osmanlı sanatkârı “edeb”i öne alan bir çekingenlik ve içe kapanıklık ile kibirden uzak bir alçakgönüllülük içinde yaşamış ve kendini ortaya çıkarmak yerine, kendi kendisiyle olmayı yeğlemiştir. Biz yine de kitabın her bölümünde bu sanatkârlardan tesbit edebildiklerimizin adlarını ve yaşadıkları dönemleri belirtmeye özen gösterdik. Ama, en iyisi Yiğit özün malum eder işinde diyerek onların gerçek kimliğine eserlerini inceleyerek ulaşmaya çalışmaktır. Elbette insan bir şeyi tanıyıp anladıkça daha çok sever ve sevdiğini daha çok korur. Kitabın bu yolda –az da olsa– bir yararı olacağı umudunu taşıyorum.

Tabii ki Osmanlı’da günlük yaşamda kullanılan nesnelerin hepsi kitaptakilerle sınırlı değil. Ancak, bu hâliyle bile kitap çok hacimli oldu. Ok, yay, tüfekler ve bunlarla ilgili nesneleri İstanbul’un Son Nişan Taşları adlı kitabımızda daha önce sunmuştuk. İnşallah kalan nesneleri de ileride bir başka kitapta toplamak kısmet olur.

Bu kitabın hazırlık aşamasında o kadar çok kişinin katkısı oldu ki, eksik kalır korkusuyla “Acaba hiç kimseye teşekkür etmesem mi?” diye bile düşündüm. Ama buna da gönlüm elvermedi. Değerli dostlarım rahmetli Ali Kazgan, Baha Doğramacı, Mehdi Kamruz, Muammer Ülker, Hüseyin Gündüz, Celal Ertürk, Faruk Taşkale, Paker Yenimazman, Şeyhmus Dirim, Şehmus Okur, rahmetli Merter Oral, Erdinç Yılmaz, Mustafa Kaçar, Atilla Bir, Recep Gürgen, Şule Gürbüz, Ali Rıza Yılmaz, Necati Akgür, Nevzat Kaya, Süleyman Berk, Yılmaz Uyar, Turgay Artam, Ahmet Keskiner, Raffi Portakal, Talip Mert, M. Birol Ülker, Murat Bilir, Sevim Sevindi, Tevfik Fikret Uçar, Dilek Gürbüz’e, hepsine ayrı ayrı içtenlikle teşekkür ediyorum. Adlarını unuttuklarımdan –ki mutlaka vardır– bağışlamalarını diliyorum. Kitabın yayın aşamasında maddî ve manevî desteklerini esirgemeyen Zekai Erez, Bekir Uzun ve bütün dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.

Bu kitabı annem Vasfiye ve babam Şükrü Acar’ın aziz anılarına ithaf ediyorum.

M. Şinasi Acar
Aralık 2010

“Geçmiş zaman penceresinden gülümseyip bizi selâmlayan birbirinden ilginç sanat eserlerimiz var. Ata yadigârı bu eserlerin pek çoğunun bugün hiç ustası kalmamıştır. Günümüzde müzelerde ve antikacılarda rastlanabilen ve eski zaman kokan bedenleri bana hep yalnızlık hissi duyuran örneklerin pek çoğu, geçmişin –artık yeniden yapılması olanaksız– her biri bir başka incelik ve güzellik taşıyan emanetleridir. Tarihsel olduğu kadar sanatsal değer de taşıyan bu eserler, uzun ve büyük bir saltanatın belâgatli ve gururlu tanıklarıdırlar.

Kuşkusuz hiçbir değer sonsuza dek değerini koruyamaz. Değerliliği zaman içinde aşınmaya uğrar. İlerleme ancak bu değerlere çağın gereksinmelerine ve koşullarına uygun yenilikler ve çağcıl değerler katmakla sağlanabilir. Ama, böyle eski değerlerimizi saklamak, korumak, tanıtmak ve gelecek kuşaklara aktarmak bizim insanlık görevimizdir.
Osmanlı toplum yaşamında yer almış soyut ve somut kimi önemli nesnelere ilişkin bilgi ve örnekler sunan elinizdeki kitap 31 bağımsız bölümden oluşmaktadır. Sıralamada soyut nesnelere öncelik verilmiş, birbiriyle az da olsa ilintili olan bölümler art arda sunulmuştur. Yeni kitabın çıkış noktasını ilk baskı içeriği oluşturmakla birlikte, metinler bütünüyle yeniden gözden geçirilmiş, ortaya çıkan yeni bilgi ve belgelerin ışığında gerekli düzeltmeler yapılmış ve daha iyi bir sunum oluşturmak amacıyla tasarımında da değişikliğe gidilmiştir. Ayrıca ikinci baskıya ‘Arap Alfabesiyle Okuma Yazma’, ‘Şifa Tasları’, ‘Kum Saatleri’ ve ‘Kılıçlar’ bölümleri eklenmiş, kimi yerlerine de eklentiler yapılmıştır.

Bir ülkenin bireyleri, kendi ulusunun insanlık tarihine ve insanlığın kültür mirasına yaptığı katkıların bilincinde değilse, o ülkenin öteki uluslar nezdinde saygın bir yeri olması çok güçtür. Bu nedenle kültür tarihimizdeki değerleri tanımak, duyurmak ve koruyup gözetmek hepimiz için yerine getirilmesi gereken bir görev ve insanlık adına ödenmesi gereken bir borçtur. Elinizdeki kitap bu borcun –hiç olmazsa– çok küçük bir bölümünü ödeyebilmek amacıyla yazılmıştır.”

Osmanlı’da Günlük Yaşam Nesneleri her çevreden yoğun ilgi gördü; gazetelerde, radyo ve televizyonların tarih programlarında kitabın sıkça sözü edildi. Özetle söylemek gerekirse “günlük yaşam içinde eskilerde ne denli zenginliklere sahip olduğumuzu gösterdiğim ve bunları bugünkü kuşaklara aktarırken ne büyük bir mâziye mâlik olduğumuzu ortaya koyduğum” için pek çok tebrik ve teşekkür mesajı aldım. Mesajlarda metin yazılarının yeteri kadar görsellikle desteklendiği belirtilmekle birlikte, kitabın tasarımından baskısına değin özenli bir gayretle bütünleşmiş olduğu da vurgulanıyordu. Beni memnun ve biraz da mahcup eden bu övgülerin üstüne, kitap bir de –yayımlandığı 2011 yılında– Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Sedat Simavi Vakfı tarafından Sosyal Bilimler dalında “övgüye değer eser” ödülüne lâyık görüldü.

Aşk olmayınca meşk olmaz diyen güzel bir atasözümüz var. Bu araştırma ve incelemeler kuşkusuz bir karşılık beklemeden yapılıyor ama, yapılan çalışmanın bir şekilde takdir görmesi insanı duygulandırıyor ve çok sevindiriyor. Marifet iltifata tâbidir diyen ve bana pek doğru gelen bir atasözümüz daha var. Takdir edilmek büyük küçük her insanın hoşuna gider elbet. Üstelik yergide cömert, övgüde cimri olan bir toplumda bu takdir daha da değerli sayılır. Ayrıca ödüllerin insana cesaret verdiği ve yaşamımıza renk kattığı da bir gerçektir. Bu nedenle, beni onurlandırdıkları için Vakf’ın seçici kurul üyelerine ayrıca teşekkür ediyorum. Böyle kalın bir kitaba ilgi ve rağbet gösterip ülkemiz için kısa sayılabilecek bir sürede ikinci baskısının yapılmasına vesile oldukları için de okurlarıma şükranlarımı sunuyorum.

Osmanlı toplum yaşamında yer almış soyut ve somut kimi önemli nesnelere ilişkin bilgi ve örnekler sunan elinizdeki kitap 31 bağımsız bölümden oluşmaktadır. Sıralamada soyut nesnelere öncelik verilmiş, birbiriyle az da olsa ilintili olan bölümler art arda sunulmuştur. Yeni kitabın çıkış noktasını ilk baskı içeriği oluşturmakla birlikte, metinler bütünüyle yeniden gözden geçirilmiş, ortaya çıkan yeni bilgi ve belgelerin ışığında gerekli düzeltmeler yapılmış ve daha iyi bir sunum oluşturmak amacıyla tasarımında da değişikliğe gidilmiştir. Ayrıca ikinci baskıya Arap Alfabesiyle Okuma Yazma, Şifa Tasları, Kum Saatleri ve Kılıçlar bölümlerini ekledik. Kimi yerlerine de küçük küçük eklentiler yaptık. Okçuluk ve tüfekle atıcılıkla ilgili nesneler ile nişan taşları, mezar taşları, sadaka taşları, hizmet taşları, anı taşları ve güneş saatleri gibi kimi nesneleri, ayrı kitaplar hâlinde yayımlandığı için buraya almadık.

Yeni kitabın hazırlık aşamasında katkılarını esirgemeyen değerli dostlarım Talip Mert, M. Birol Ülker, Mehdi Kamruz, Paker Yenimazman, Murat Bilir, Emin Çağan, Ali Rıza Yılmaz, Atilla Bir, Mustafa Kaçar, Tevfik Fikret Uçar, Dilek Gürbüz ve Sevim Sevindi’ye ayrı ayrı içtenlikle teşekkür ediyorum. Ayrıca yeni kitabın yayın aşamasında maddî ve manevî desteklerini esirgemeyen sevgili Salih Kuzu’ya ve çeşitli aşamalarda yardımlarını cömertçe sunan tüm değerli dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.

Kitaba katkıda bulunan herkesin sonuçtan memnun olması, yazar için ayrı bir mutluluk kaynağı olmuştur. Emeği geçen herkese tekrar teşekkür ederim.

M. Şinasi Acar
Haziran 2015

Menü