Bentler ve Sinan’ın Suyolu

Bir yerde okumuştum. Yüzyıllar önce bir gezgin, yeni tanıdığı bir kavmin ne denli programsız ve günübirlik yaşadığını anlatmak için “Açken doyacağına inanmayan, tokken acıkacağını düşünmeyen insanlardan oluşuyor” diyordu. Pek çok nitelikleriyle tanımlanabilecek bir kavram olan uygarlığın önemli bir vasfı da, uygar insanın uzak görüşlü olması, geleceği önceden yaşamasıdır.

Bu eser Boğaz’a Üçüncü Köprü’nün yapılmasına karar verildiği aşamada, projeye karşı bir yurttaş olarak, o bölgeye dikkat çekmek amacıyla yazılmıştır.

İstanbul’da yaşayanların pek küçük bir bölümü Belgrad Ormanı’nı bir mesire yeri olarak biliyor. Ama tamamına yakın bir bölümü, bu ormanda saklı hazinelerden habersizdir. İnsan bilmediği şeyi sevemez ve sevdiğini daha çok korur. Bu küçük kitap, Belgrad Ormanı’nda bulunan –bir hazine değerindeki– bentlere, kemerlere ve Sinan’ın dahaca çalışan 450 yıllık suyollarına dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.

Buradaki eserler uzun ve büyük bir saltanatın, bir devlet ve sanat saltanatının belâgatli ve gururlu tanıklarıdır. Sanatı solumak, yaşamın güzelliğidir. Sanat, insanları bütünleştiren, dostluğu pekiştiren, barışı çoğaltan yüce bir gizem taşır içinde. Umarım bu gizem, Belgrad Ormanı’ndaki eserlerin varlığını öğrenecek ya da anımsayacak insanları da, onların korunması konusunda bir araya getirir. Aksi halde şâirin dediği gibi “Bir vakt olur ki derler: O da bir zamân imiş”… 

Menü